yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
24 Ağustos 2019 Cumartesi
SON HABERLER
Bilmeyi Öğrenme-Ahmet İnam

Bilmeyi Öğrenme-Ahmet İnam

Felsefenin başlangıcında, Sokrates’ten öğrendiklerimizden biri nedir? Bilmenin, temelleri, kökleri bilmekle, bilgimizin dayanaklarını gösterebilmekle başladığı; sadece birtakım malumat kırıntılarıyla yapılabilecek bir iş, yüzeysel, sığ malumatla yürütülecek bir etkinlik olmadığı savıdır. O köklerini bildiğimiz şeyle, insanın ruhsal bütünlüğünün birleşmesi gerektiği; bilmekle, olmak arasındaki uçurumun ortadan kalktığı, bilen insanın olan insan olduğu, bilen, bilmeyi bilen insanın, bilgisini tamamen hücrelerine, dokularına, yaşam biçimine, huyuna, suyuna işlediği, onu içselleştirdiği, onu içine sindirdiği gerçeğidir. Şimdi, birçok çağdaş insanın yaşadığı gibi, bilgisiyle yaşamı arasında boşluklar, uçurumlar olan bir insan değildir bu insan. Bilen insanın bildiğiyle olan bir insan olduğu, bilgisiyle yaşadığı, bilgisiyle arasındaki boşlukları kapatan bir insan özelliği taşıdığını görmekteyiz.

Bu da, en azından özgür insan olmayı gerektiriyor; eğer, öğrenmek aşamasında olan, öğrenme durumunda olan bir insan, öğrenmeye zorlanmışsa, gerçekten bu zorlanma içerisinde birtakım malumatı kavrayabilir ve sorduğunuz zaman da karşılığını verebilir. Ama kendi içinden, kendi iç özgürlüğünden kaynaklanan bir çıkışla, edinilmiş bir öğrenme olmadığı için, o öğrenme, o kişinin belleğinde veya bir anlamıyla ruhunda bir yama gibi duracaktır. Büyük bir olasılıkla da, birçok öğretmen arkadaşın da bildiği gibi, çok kısa bir zamanda, o bilgi yahut o malumat kırıntıları belleğimizden uzaklaştırılacak ve bellek rahatlatılacaktır; sınıf geçilmiş, sınavlar verilmiş ve o bilgi yükü üzerimizden atılmış olacaktır.

Bundan dolayı, belki bilmeyi bilmenin temel koşullarından biri, öğrenmeye olan talebin yaratılması, bu taleple bilgiyle ilişki kuran insan yetiştirebilmektir. “Neden öğreneyim ki?”, sorusunu soran bir insanla, gençle, bunu tartışabilmeliyiz. Ona neden öğrenmesi gerektiğini söyleyebilmek, öğrenmek istemiyorsa, belki öğrenmek istememesine saygı göstermek veya böyle öğrenmeye olan kapalılığının ardında ne yattığını anlamaya çabalamak, bilme yolculuğundaki kılavuzun temel ilkeleri olacaktır. Eğer, o, iç özgürlüğüne sahip bir kişi ise, o zaman öğrenmeye olan talebinin gerçekten bu özgürlüğüyle olan ilintisinin olup olmadığına bakmak gerekecektir.

Bir talep oluşturmak birinci amaçtır, bilmeyi bilmede. Bu talebi oluşturacak insanın özgürlüğünü yaşamasına dikkat etmek gerek. Daha aile içi eğitimden başlayarak, özgür olabilen, kendisi olabilen, kendi varlığına, kendi ruhuna, kendi duygularına, kendi düşüncelerine sahip çıkabilen bir insanın yetişmesini sağlamalı. Çünkü bu özgürlükle birlikte özerklik anlamına geliyor. Kendine, kendi yaşamına sahip çıkmak isteyen, kendi ayakları üzerinde durmaya çabalayıp, kendisi olma yolculuğuna çıkmış insanların başarabileceği bir etkinliktir bilmeyi bilme. Çünkü orada, kendi varlığı, kendi özgürlük ve özerklik alanı doğrultusunda öğrenmek isteyen, edindiği yaşantı birikimlerini, kendi bakışı, kendi anlayışı, kendi yorum çabaları içerisinde yoğurmak isteyen bir insan görüyoruz. Öyle bir insan ki bu insan, kendi yaşamını kurabilir, kendi gözleriyle görebilir; özgürlüğe de özerkliğe de sahiptir artık.

Demek ki, en azından birkaç olmazsa olmaz koşulu var gibi gözüküyor, bilmeyi bilmenin. Bir tanesi, çok sağlam bireylerin oluşumudur. Tersinden de düşünebiliriz: Bu bilmeyi öğrenmeye çabalayan insanların da, özgürlük ve özerkliğe kavuşabileceğini söyleyebilirsiniz. Ancak özgür ve özerk, yani kendisi olan, kendi potansiyelini keşfedebilen, kendi gücünün farkına varabilen ve kendisini gerçekleştirmek isteyen insanların olduğu, birbiriyle haberleşme ve birbiriyle etkileşme gereksinimi duydukları bir toplumda bilmeyi bilmenin anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Bilmeyi bilmenin sağlandığı durumlarda, anlamalıyız ki, bu sürekli olarak gerçekleştirilecek bitimsiz bir çabadır. “Ben öğrenmeyi öğrenerek bilmeyi bilmekteyim, artık işim bitti” diyebileceğimiz bir anlık, bir dönemlik, bir sürelik bir iş değildir. Bilmeyi bilmeye çabalayıp, bilginin sarp yollarında yürümeye uğraşan bilgi yolcusu, onun insan yaşamında açık uçlu bir etkinlik, beşikten mezara kadar süre gelen çaba olduğunu da görmüş olacaktır.

Hakkında Mahmut Tolon

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*