yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
14 Ekim 2019 Pazartesi
SON HABERLER
AYNI IRMAKTA İKİ KEZ YIKANAMAYIZ

AYNI IRMAKTA İKİ KEZ YIKANAMAYIZ

”Her şey akar, hiçbir şey durmaz.” demiş Efes doğumlu Herakleitos yüzyıllar önce, çok da doğru söylemiş. Çünkü evrende her şey hareket eder, durağan hiçbir şey yoktur.

Toplumu ve doğayı anlama ve anlamlandırmanın yöntemlerinden biri olan diyalektik yasalarını savunan filozoflara göre de bu böyledir. Ancak bu filozoflara göre değişim, gelişim ve hareket kendi içinde çelişki barındırır; bu anlamda ilerleme, dümdüz, kopuşsuz bir süreç olmaktansa, nicelik bakımından değişimlerin yavaş olduğu, doygun bir döneme gelindiğinde niceliğin birden niteliğe dönüştüğü ani, patlamalı dönemlerle kesintiye uğratılan bir doğrusal gibidir. Algılarımız bize her şeyin durduğunu söylese, etrafımızda sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi görünse de moleküler, atom ve atom altı yapılarda madde sürekli hareket halindedir. Diyalektik bu anlamda, organik ve inorganik maddeler dünyasında oluşan olayların ve süreçlerin izlenmesi ve yorumlanması bakımından öne çıkan teorilerden biridir.

Yeryüzü hem kendi etrafında hem güneşin etrafında belli bir ritim içinde sürekli hareket eder; güneş kendi etrafında yirmi yedi günde bir kez olmak üzere hareketini tamamlar; galaksimiz, içinde bulunan yıldızlarla birlikte iki yüz otuz milyon yılda galaksiyi dolaşır. Bunun yanı sıra atomun içindeki elekronlar muazzam bir hızla dönmektedir, daha da ötesi, atom altı parçacıklar sürekli bir hareketlilik ve huzursuzluk içindedir. Protonlar nötronlara, nötronlar protonlara dönüşerek hiç durmaksızın kimlik değiştiriler.

Mantık çelişkiyi kabul etmezken diyalektik çelişkiyi kucaklar. Bu görüşe göre niceliği niteliğe dönüştüren ‘kaos eşiğidir’. Buna örnek vermek gerekirse, bir bardağa sürekli damlayan su bir noktadan sonra daha fazla su barındıramayacağı için taşar.

Şimdi bu kadar sözün niye söylendiğini merak ediyorsunuz, değil mi? Geçtiğimiz günlerde, 16. İstanbul Bienali kapsamında gerçekleşen ‘yedinci kıta’ sergisini gezerken görmezden geldiğimiz bir gerçekliğin bir kez daha yüzümüze çarpılmış olduğunu izledim. Sergide günümüzün en acil konularından ekolojik sorunlara gönderme yapılıyor. Sanayi devriminin ardından kapitalizmin yükselişiyle oluşan alışkanlıklarımız doğrultusunda, konfor alanlarımızdaki yaşamımız içinde ufak tefek değişimlere her ne kadar dikkat etmeden yaşayıp gidiyor olsak da, kapitalist sistemin tam da dayattığı şekilde tüketim çılgınlığına son sürat devam ederek evimiz olan dünyayı korkunç bir hızla kirlettiğimize ve yakın bir gelecekte yaşanmaz hale getiriyor olacağımıza dikkat çekiliyor. Bu bağlamda Pasifik Okyanusunun ortasındaki devasa atık yığını mercek altına alınıyor; popüler bilimde yedinci kıta olarak anılan bu kütle, 3.4 milyon kilometre genişliğinde ve 7 milyon ton ağırlığında plastik yığınından oluşuyor. Sergiyi gezerken küresel ısınmanın neredeyse ‘kaos eşiğine’ gelmiş olduğunu, bilim insanlarının on yıl içinde geri dönüşü olmayan bir noktaya geleceğimizi ısrarla söylediğini hatırladım.

Orman yangınlarıyla yeşil alanlar hızla tükenir, içme sularımız aynı hızla azalırken hiçbir önlem alınmadığına, bu konularda yeterli çalışmalar yapılmadığına tanık oluyoruz. Toplumu oluşturan bireylere, yani bizlere gelince hepimiz artık balık hazfızalarla yaşıyoruz. Olaylar sıcakken, birileri ateşi yakınca bir süre harekete geçiyoruz ama sonra tekrar konfor alanlarımıza geri çekiliyor, her şeyi unutuveriyoruz. Bunun sonucu olarak da, toplum duyarlılığını uyandırmak, toplumsal bilinci harekete geçirmek yine SANAT’a düşüyor.

Hakkında Müge Buluç

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*