ALTIN 462,94
DOLAR 7,9526
EURO 9,4726
BIST 1.325
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 16 °C
Parçalı Bulutlu

ATOMCU DEMOKRİTOS

ENGİN YILMAZ 18-02-1974 İzmir doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi İzmir’de tamamladım. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde okudum. Mezun olduğumdan itibaren özel kurumlarda felsefe öğretmeni ve rehberlik-psikolojik danışman olarak çalıştım. Halen İzmir’de özel bir okulda felsefe öğretmeni olarak görev yapmaktayım. Önceden yayınlanmış bir kitabım daha vardır. SİSTEM Yayıncılık tarafından 2004 tarihinde “ÖĞRENCİLER VE ÖĞRETMENLER İÇİN NLP” adlı kitabım 6.ayda 2.baskı yapıp beklenenin üzerinde ilgi görmüştür. İKİNCİ KİTABIM METİN ÇÖZÜMLEMELERLE FİLOZOF ATATÜRK yayınlamıştır. Eğitim camiasına felsefe öğretmeni olarak hizmet etmekle beraber, ulusal ve uluslararası projelerde çalışmalarda yer almaktayım. 1 erkek çocuk babasıyım. Atatürk’ün İzinde sonsuza kadar gitmeye and içmiş bir kişi olarak, ülkemize ve toplumumuza hizmet etmekten şeref duyuyorum. Mail: kartezyen2006@gmail.com

Büyük” atomcu” Demokritos, günümüz pozitif bilimlerine ön ayak olacak fikirleri ile kendini göstermiştir. Her ne kadar yaşadığı dönemde bir değer görmese de yeni çağda, özellikle Bacon ve Gassendi gibi filozoflar sayesinde tarihin tozlu sayfalarından ismi çıkarılmış ve bir nur gibi parlamıştır. Bahsettiği hiçbir şey yoktur ki, içerisinde “atom” olmasın. İnsan psikolojisi dahil akla gelebilecek her şey!

Soylu bir ailenin çocuğu Demokritos her gerçek filozof gibi servetinin ağırlığı altında ezilmektense kendini felsefeye vererek “anlam”, “gerçeklik”, “doğruluk”u aramıştır. Kendisine “gülen filozof” yakıştırması da olaylara bakışındaki “ölçülüğü” akla getirir. “Elimizde olanla yapılabilecek budur” çerçevesi kendisinin bir belirlenimi haline gelmiştir. Bu görüşün etkilerini “Stoa” döneminde yoğunlukla görebilmekteyiz.

 “Hayatta yalnız başına olsan bile, bayağı bir şey söyleme ve yapma; tersine olarak, başkalarının önünde utanmaktansa, kendi önünde utanmayı öğren” diyerek 18.yy filozofu İmmanuel Kant’a kaynak oluşturduğunu da söyleyebiliriz. Her ne yapıyorsan bir “ödev” duygusuyla hareket et ve sorumluluğunu bil tarzında bir meyvedir Demokritos’tan Kant’a kalan. Bu meyveyi de Kant layıkıyla yemiştir zaten!

Yeni yüzyılda bilimsel çalışmaların merkezinde yer alan “determinist” yaklaşıma ön ayak olduğunu da görüyoruz. Ne çok şeyler yapmış bilim için! Yanisi şu ki, her olan biten bir neden-sonuç şeklinde ilerleme gösterir ve bu süreç mekaniktir. “Atom” fikriyle Einstein üzerinde de etki sağlamış olabilir mi diye kendimizi alamayacak bir soruyla karşı karşıya kalabiliyoruz!

Hep söyleye durduğum İlkçağ felsefesi konu ve çalışmalarının büyük önemi tartışılmazdır. Yeniden doğmayla birlikte gün yüzüne çıkarılan düşünceler gözümüzü kamaştırdı. Ve akıllı düşünürler bunları tekrar ele alarak “ben” olmayı başardı. Bir çok örneklerini iyi incelersek görebiliriz.

Her Yeniçağ düşünürlerinin geliştirmiş oldukları “yeni” fikirlerinin altında hep İlkçağ’ı görebiliriz. İlkçağ filozoflarının yaptıkları gerçek anlamda bir bilimdir zaten. Gerçek dememin sebebi, “anlamsal”dır kuşkusuz. Yoksa şimdiki koşulların sağladığı avantajlarla yapılan bilim değil!


 Üstat, “Bilimin değil, zihnin dolgunluğuyla nefes almalıdır” diyerek 21.yy.a da atıfta bulunmakta.

Kutsal damacananın içerisi artık farklı kaynaklarla dolmakta! “Kutsallaştırılan bilim” maalesef bize çok güzel örnekler göstermektedir. “Eleştirilemez” yapıda olan “din”in yerini günümüz bilimi almıştır diyebiliriz. Ki örneklerini bu yaşadığımız süreçte çokça görebiliyoruz. “Bizi kurtar Tanrım”ın yerini “Bizi kurtar Bilim” aldı. Kurtarıcı diye sığındığımızın insafına kalmadık mı? Ne derse odur demedik mi? Tartışmak doğru olmaz yaklaşımına sahip olarak suç işlemiyor muyuz? Pişman olduğumuz şeydir bizi suçlu yapan der Sartre.

Pişman olmamak için tartışmalıyız dostlar. Hem de çokça tartışmalıyız. Gerçek bir bilimin olmazsa olmazıdır bu. Bir felsefe öğretmeni olarak öğrencilerime en fazla aşılamaya çalıştığım şey bu olmuştur. Her ne kadar bazen birilerine “dokunmuş” olsam da! “Ben zihnin at sineğiyim” diyen Sokrates’in yolunda olmak benim baş tacım olmuştur. Felsefenin olmazsa olmazı “Diyalektik” yöntemi kullanmaya gayret etmişimdir. “Doğru” diye yutturulan her “hap”a kuşku çekmek ve öğrencilerime bunu lanse etmek daimi güzergahım olmuştur. Bu yöntemleri uygulamak ve uygulatmak bir felsefeci olarak “birincil” görevimiz olmalıdır zaten.

“Doğru olan her zaman yolunu bulur” temel felsefesiyle hareket etmişimdir. Ve bundan hiçbir zarar görmedim. Her ne kadar kısa vadede “taşlansam” da elbet su, kaynağından(mantık) gerekli olan doğrultuda yoluna akmıştır. Öğrencilerime bu “mantık” dizgesini aşılamak birinci gayem olmuştur diyorum. Örneğin, “bilim felsefesi” konusunda “bilim”i tartışmak gereklidir. Bilim adı altında yapılan yanlışları gün yüzüne çıkarmak gereklidir. Bunun için öğrenciyi “düşündürtmek”, “sorgulatmak” en fazla gerekli olandır.

Tabi ki her sorgulanan “rahatsız” olacaktır. Filozofların kaderidir zaten “10. Köyü aramak!” “Mağaradan çıkmayı sağlayacak ışığı göstermek” elbette “otoriteleri” rahatsız edecektir. Zaten etmezse yanlış olur. George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” kitabında sürüler sürü olmaktan çıkarılmaya çalışılır. Onlara “köle” olmayın denir. Sorgulayın denir. Fakat büyük oranda sonuç alınmaz. Sürü, bulunduğu köle hayatına öyle alışmıştır ki, düzeninin değişmesini her ne olursa olsun istemez. Bu durum tabi en çok da “yönetenleri” rahatsız eder! Ne yapar eder “ışığı” göstereni yok etmek temel vazifesidir. Nedeni belli? “Sürü’mün gözünü sakın açma!”

Bir felsefeci ve bir öğretmen olarak amacım, bu “kaynak”a(mantığa) uygun bir akış yaratmak olmaya devam edecektir. 10. Köy hep bir umuttur. Umudunu kaybeden her şeyini kaybeder.

Son sözüm: Akıl’dan ve aklın gerektirdiklerinden şaşmadan ilerlemeliyiz. Bu kaynak bizi gerçek olana, doğru olana götürecektir mutlaka!

ENGİN YILMAZ 11.06.2020 URLA

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Ugurcan dedi ki:

    Kaleminize sağlık hocam çok aydınlatıcı bir makale zevk ile okudum.

    1. ENGİN YILMAZ dedi ki:

      Teşekkür ederim Uğurcan