yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
13 Kasım 2019 Çarşamba
SON HABERLER

Altmış Dakika… Zeki KIVRAK

Baltimore havaalanı, Washington DC bölgesindeki üç önemli havaalanından birisidir. Avrupa’dan günde tek bir uçuş vardır. Genelikle iş çıkışlarıma rastgeldiği için, yavaş yavaş süzülerek inen İngiliz Havayolları’nın devasa Londra uçağını “belki kuyruğuna takılmış bir Türkiye kokusu vardır” özlemi ile seyretmişliğim çok olmuştur. Uzun yıllar uzakta, hem de çok uzaklarda geçen bir yaşamda gelişen hasret duyguları böyle bir şey işte.

Benzeri nedenlerle, sabahları güneş doğuşunda işime giderken koyulduğum, geyiklerin, sincapların, kanada kazlarının cirit attığı köy yolunda, kamyonetimin radyosunda dinlediğim radyo istasyonu ‘da BBC Dünya Servisi ‘ydi. Türkiye ‘ye en yakın onlardı çünkü. Sıcacık sesi ile bana sabahları uzun yıllar yol arkadaşlığı yapan sunucunun ismini hala hatırlıyorum, Vicky Barker.  

Lafım Bayan Vicky ‘ye değil.

Bizlere ömür boyu tarafsız, önyargısız, bağımsız yayıncılığın sembolü olarak ezberletilen BBC ‘nin yeri geldiğinde ne kadar planlı, ahlaksız ve belirli amaçlar doğrultusunda yayın yaptığına tanık olduğum bir dönemdir bu.

Tam detaylarını hatırlayamıyorum ama kampanya, iki hafta kadar süren, önceleri turistik amaçlı olduğunu düşündüğüm, bir Zimbabwe tanıtımı ile başladı. “Olabilir” demiştim, “herhalde, turizm gelirlerine ihtiyaçları olmalı ki tanıtım yapıyorlar!

Kazın ayağı öyle değilmiş.

Güzel  Ülke” algısı yaratıldıktan hemen sonra Zimbabwe yönetimine müthiş bir saldırı başladı. Yönetimin nasıl anti demokratik uygulamalar yaptığı, nüfusta çok az bir oranı oluşturan beyaz ingilizlerin nasıl da zulümlere uğradığı, katledikleri, topraklarından sürüldükleri tekrar tekrar vurgulanmaya başlayınca bende jeton düştü.

İşte o günlerde, sıradan bir insan olarak, televizyonların, gazetelerin, radyoların aslında nasıl da müthiş bir güç olduğunu keşfettim. Birileri resmen beynimizi şekillendiriyordu. Çok basit manipülasyonlarla onların istedikleri gibi düşünmeye, onların istediklerine inanmaya başladığımızı o günlerde farkettim.

Sonraları, aynı oyunların aslında yıllardır, hatta yüzyıllardır Türk basınında da oynandığını, bu sayede birilerinin kocaman kocaman şirketlere sahip olduğunu, hükümetler kurup, hükümetler düşürdüklerini anladım. Kendimi alamadım, Abdülhamit’in nasıl olup ta Kızıl Sultan damgası yediğini hayretler içerisinde sorguladım.

Geçen akşam Al Pacino ve Russell Crowe ‘ın bir filmini seyrettim. Amerikan sigara endüstrisinin sahip olduğu, tanımlanamayacak boyutlardaki parasal gücün medya üzerinde ne derecede etkili olabileceğini anlatan gerçek olaylara dayandırılarak depikte edildiği etkileyici bir filmdi. Hem paranın tek hakim olduğu, hem de insan hak ve özgürlüklerinin bu güçle sonuna kadar rekabet edebildiği garip bir ülke Amerika.

CBS televizyonunun “Altmış Dakika” sı, aynen BBC gibi, Amerika’nın tarafsız, kamu yararına yayın yaptığı iddiasındaki en popüler programlarından birisi. Mike Wallace ‘da çok uzun bir süredir bu programın sunucularından. Bizdeki gibi halkı gaza ve galeyana getiren kaşarlanmış TV sunucuları gibi çok tanınmış, kolunda altın saatlerle halkçılık oynayan bir adem. Film, bu efsanenin para karşısında nasıl da eğilip büküldüğünü anlatıyor.

Wallace ‘ı pek çok kereler canlı yayında izledim. Belki yayıncılık açısından çok kaliteli olduğu doğru. Ama hiç bir şey ve hiç kimse beni, CBS dahil medyanın tarafsız, çıkar ilişkileri gözetmeyen kamu yararına çalışan kurumlar olduğuna inandıramaz, aksine defalarca tanık oldum. Buna Peter Jennings’ler, Tom Brokav ’lar, Dan Rather ’lar, Brian Williams’ lar (ABD nin efsanevi televizyon isimleri) ve isimlerini veremediğim bizim leşkerler dahildir. (İnşallah ABD deki kimisi rahmetli bu isimlerle başım belaya girmez.)

Bu müthiş güç, şimdilerde Türkiye ve Ortadoğu üzerinde kalemlerini yeniden konuşturmaya başladılar. Parlatılarak insanların beyinlerine sokuşturulan modeller, ısrarlı karalama kampanyaları, yanlış açıdan çekilmiş itici fotoğraflar, manşete anılmış eksik ve çarpıtılmış beyanatlar ile seçimlerde belirli oranda başarılı oldular.

Kendi adıma “basın özgürlüğü” kavramını reddediyorum. Yukarıda açıklamaya çalıştığım nedenlerle.

Ben ve diğer mühendis arkadaşlarım, sıradan insan olarak mesleğimizde hata yaptığımızda hapse girebiliyoruz. Suç işlediklerinde, mesela maksatlı yayınlarla darbe yapmaya kalkıştıklarında onlar da cezalarını çekmeliler. İnsanların beynine çakılan bu kalıplaşmış sloganlarla kendilerini ayrıcalıklı sınıf olarak empoze etmelerini kabul etmiyorum.

Dahası, kamu yararı iddiası ile benim hakkımı savunmalarına da karşıyım. Çünkü asla öyle bir dertleri yok. Bütün istedikleri aimtiyazlı insanlar olmak. Ben kendi hakkımı kendim savunurum. Hele hele bugünkü teknoloji ile. Zaten son dönemde müthiş bir hayasızlığa varan yalanlar, bireysel özgürlüklere, yenik düşeceklerini anladıkları içindir.

(Not: Türkiye Badem Gözlüler ülkesidir. Allah beni affetsin, Kenan Evren için düşüncelerimi yazmıştım. Gençliğimin acılı anılarında en az Evren ‘in ki kadar siyasilerin de payı var. O dönemde sokaklarda katledilen beşbine yakın insanın kanı, iktidar hırsı uğruna olan bitene gözlerini yuman o siyasilerin de eline bulaşmıştır. Acılarımızı bir kez daha gömüyoruz, artık son söz Mahkeme-i Kübra’ nın…)

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Wordpress Tema

Escort Eskişehir

Adana Escort

Adana Eskort

Escort Ankara

Escort

Kayseri escort

Mersin escort

escort Adana

Bodrum escort