yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
4 Ağustos 2020 Salı
SON HABERLER

4×4 Bile Olsa? Mine Topçu

 4×4 Bile Olsa? Mine Topçu 
Çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimizi kimse bize sormuyor.  Onların hayallerinin, bizim ne istediğimizin ehemmiyeti yok. Bu mesele bize bırakılamayacak kadar mühim çünkü. Devlet işi.  Çocuklarımızın yaşlarına, ihtiyaçlarına uygun, kaliteli,  ucuz eğitim seçenekleri sunmak yerine, kendilerine biçtikleri görev, başkalarının çocuklarından istedikleri nitelikte gençler yetiştirmek.

OECD ülkeleri arasında, 15 yaş grubunda Öğrenci Başarısı Değerlendirme (PISA) testi 2009 sonuçlarına göre öğrencilerimiz 34 ülkenin çocukları arasında 32. sırada bulunuyor. Değerlendirmede çocuklarımızın ancak %1’i üstün başarı gösterirken %30’u temel (fen okur-yazarlığı) beceri düzeyinin altında çıkıyor. 2003’den beri son üç içinde değişiyor yerimiz. Bizim 15 yaş grubumuzun %35’inin okullu olmadığını da unutmayalım.

Eğitimde amaç, olması gerektiği gibi çocuklara evrensel nitelikte temel bilgi ve yaşlarına uygun yaşam becerilerini uygun yöntem ve zamanlama ile kazandırmak olsaydı, eza-cefa yüklü onca yılın sonunda okumayı, yazmayı, öğrenmeyi, başka bir dili de konuşmayı öğrenirdi çocuklarımız.

Daha çok çocuk, tarih, dinler, kültürler, ülkeler, toplumlar hakkında daha çok bilgi ve gelecekleri için fikir sahibi olurdu.

Evde, okulda, trafikte, çeşitli sosyal ortamlarda kendine düşenleri bilecek, yapacak ve gerektiğinde kendi başına karar verebilecek, hareket edebilecek kadar eğitime ve yeterli kişisel güvene sahip olurdu.

Rekabeti öğrenir, baş edemediklerinde küsme ya da kavgadan başka seçeneklere yönelirdi. Empati gibi güçlü bir duyguyla olmasa da, alıştıklarından, bildiklerinden, hoşlandıklarından farklı şeylerle karşılaştıklarında dinlemeyi, anlamayı öncelikli görürdü.

Başka insanlara, hayvanlara, çevreye saygılı bir tutum geliştirir, iyi şeyler için küçük katkılarını esirgemezdi.

Başka bir dilde de okumanın, yazmanın, konuşmanın ayrıcalığının ve orijinal dilinden okuyacağı bir kitabın, izleyeceği filmin, sohbet edeceği yabancıların kendisine kattığı zenginliğin farkında olur, hiç değilse bir yabancı dili çözerdi.

Amaç çocukların, çocukluklarını yaşarken,  güvenli, sağlıklı ortamlarda güle oynaya yetkin bireyler olarak yetişmelerini sağlamak,  yetenek, olanak ve tercihlerine uygun iş ve meslekleri edinecekleri sonraki eğitimlerine hazırlamak olsaydı, bu kadar mesleksiz, işsiz, mutsuz bir gençliğimiz olmazdı.

Öğretmenlerin yetişme ve seçilme süreçlerinde, yarısından fazlasının deneyiminin 10 yılın altında olmasında, aynı okulda 10 yıldan fazla görevli olanların sayısının  %9’un altında kalmasında, %22’sinin kendi alanı dışında çalışmasında ve ancak %3.8’ inin yüksek lisans yapmasında hiç sorun yokmuş, müfredat programları, öğretim teknik ve yöntemleri mükemmelmiş, giderek artan seçme sınavları odaklı bir sistemin yol açtığı dershane-özel ders-kurs sektörünün, okulu sabote edecek kadar büyüyüp yaygınlaşmasında ve adeta zorunlu bir ikinci sistem olarak yerleşmesinde düzeltilecek bir şey yokmuş,  varsa da bununla çözülecekmiş gibi 4+4+4 formülüne indirgenen mucize bir çözümü konuşuyoruz bugünlerde.

Milli Eğitim Şur’ası Kararı olarak sunulan kademeli bu sistemin ilk 4 yılı okulda. Yani aslında zorunlu eğitim uzatılıyor falan değil 4 yıla indiriliyor fiilen. Bu arada Milli Eğitim Şur’ası;  üyelerinin % 75’i Milli EğitimBakanlığı tarafından belirlenen, % 50’si zaten Bakanlık Mensubu (memuru) olan, kararları takip edilmeyen, bağlayıcı olmayan bir çalıştay. Nasıl bir çalışma sonunda bunu buldular bilmiyoruz ancak şimdiye kadar ki açıklamalar ikna edici olmaktan çok uzak.

Zorunlu eğitimin 8 yıl olduğu mevcut durumda bile yasal tedbirler yanında, okula gönderdikleri çocukları için ailelere yapılan ödemeler, ücretsiz taşıma, bedava kitap gibi bir yığın teşvik ve toplum destekli bir o kadar sivil projeyle ulaşamadığımız yüksek okullaşma oranı artık bir hedef değil anlaşılan.

Çünkü “ailelerinin tercihi ile” çok çocuk okuldan uzaklaştırılacak. Eğitimlerinin devamı için az ya da çok umudu olan bu çocukların, devletin dahli ile fırsat eşitliğinden mahrum bırakılarak, rekabetten çekilmeleri, umutlarının bitirilmesidir bu. Belki mucize de buradadır. Daha az şanslı kılınanlar gittiğinde, çocukların sayısı azaldığında eğitimleri kolaylaşacak diye mi düşünülüyor yoksa?

Bu uygulamayla, birçok aile çocuklarını okula göndermenin az ya da çok külfetinden kaçınmak, bildikleri inandıkları gibi yetiştirmek ama daha çoğu onları çalıştırmak için okuldan alacaklardır.

Kız çocuklar, annelerinin çocukluğundaki gibi ev işlerinde, tarlada ve çocuk bakımında annelerine yardım ederek, çeyiz hazırlayarak, erkek çocuklar da çoban olarak, babalarıyla birlikte amele olarak ırgat olarak, en iyisinden bir zanaat için çırak olarak iş gücüne katılacaklar. “Onlar için zaten umut azdı” mı diyeceğiz?

Başka ülkelerde, ancak çalışanlar, özürlüler, mahkûmlar, belki ikinci bir eğitim ve en fazlasından sıra dışı aileler için alternatif sayılan okul dışı eğitim öyle yaygın falan değil, özgür ülke Amerika’da bile ancak %2,9 oranında. Bizde uygulanırsa bunun çok üstünde olması beklenmeli.

Ve son olarak, kimse o yaşta çocukların fiziksel, sosyal, psikolojik gelişmelerine en uygun sosyal ortamın okullar olduğunu görmüyor mu? Her çocukla iletişim halinde bir öğretmeninin varlığının, okulun fiziksel donanımının, toplu etkinliklerin, birlikte öğrenmenin sağladığı kolaylıkların farkında değil mi kimse?

Çocukların, olabilecek en çok sayıda çocukla bir arada oldukları, toplu yaşamayı öğrendikleri, oynadıkları, eğlendikleri bütün zamanları çıkarınca geriye eğitim kalır mı?

Hakkında Mahmut Tolon